İçeriğe geç

Etiket: hikaye

Yazı (Güncel)

Bu hikâye, Dil ve Edebiyat dergisinin 208. sayısında (Nisan 2026) yayınlanmıştır.

Bu hikâye, üretken yapay zekânın geri bildirimleri doğrultusunda güncellenmiştir. Yapay zekâyı kullanım şeklimle ilgili bilgilere şuradan ulaşabilirsiniz (özetle, yapay zekânın sadece eleştirilerini dinliyorum, kalem bende). Metnin orijinal hâline şuradan ulaşabilirsiniz.

İlk başları hatırlamıyorum. Sonrasıysa çok uzun bir süre boşlukta geçti. Yazımın belli olduğunu bilsem de, bu gerçek, boşluğu değiştirmiyor. Uzun süre süzüldüm ne olduğumu bilmeden… Ama sonra, çok ışık yıllar sonra, biriyle karşılaştım. Griydi, yuvarlakça. Güldü. Üzerime üzerime. Gülmesi aralıklı devam ederken, kusura bakma ama, dedi. Sonra gülmeye devam etti. Üzerime üzerime. Kendini toparladığında, senin kadar şekilsiz ve çirkin bir taş görmemiştim hiç dedi. Bunu dedikten sonra kahkahaları yankılandı içimde. Uzayda ses yayılmaz ki demeyin. Uzayda ses yayılmaz ama alay yayılır. Üzüldüm böyle deyişine. Bir şey diyemedim. Daha ne olduğumu yeni öğrenmişim, ne haddime ki bir şey demek… Ben susunca onun da gülmeleri azaldı. Sanki ayıp olan benim susmam gibi hayıflandı, ardını döndü.

Akan Kan

Çocuktu. Topun ardından koşturuyordu. Goool diye bağırıldı o yetişemeden. İçi burkuldu. Bir sırrı olmalıydı. Nasıl da alıp topu ilerleyip, nasıl da gerilip şutu çekip, atıyordu golü… Gooool. Ertesi günü çarşıya gittiler. Bir krampon gördü mağazada. Fosforlu çizgili. Bu dedi sırrı. Bu ayakkabıyı alsa o da gol atardı. Topu güzelce kavrardı. Pas verilince kaçırmazdı. Çok sektirirdi de kaleye geçmezdi dokuz aylıkta. Öyle baktı ki babasına alalım diye, aldı mecburen o da kredi kartına taksitle. Hemen giydi o gün ayakkabılarını, gitti kum sahaya. Oğlanlar başına toplandı, ooo dediler, doksanlı ayakkabı bu dediler, ver giyeyim diyenler… Hayır dedi o, gol atacaktı o, hadi maç yapalım dedi o. Takım ayarlamaları, yerleşmeler, kıpır kıpır hep o. Başladı sonra maç, koştular durdular. Ayakkabı işe yarıyordu; önceden yapamadığı çalımları yapıyordu, hızla koşuyordu, evet ve evet ve evet. İşte gidiyordu, kaleye yaklaşmıştı, gol atacaktı kiii… düştü. Ayağına kaymışlardı, o da yüzüstü, yere. Öyle hızlıydı ki giderken, sürüklenmişti düşünce. Sıyrılmıştı elleri, yarılmıştı dizleri. O üzücü sıcaklık. Başarısızlık, yarımlık. Kalktı hemen, dizlerine baktı gözyaşlarının titrettiği gözleriyle. Akan kan kızıldı.

Onunla O

Bu hikâye, Şiar dergisinin 37. sayısında (Kasım-Aralık 2021) yayımlanmıştır.

Kapıya aydınlık vuruyordu uzaklardan. Kapının önünde bir siluet, omuzlar hafif çökmüş, kafa dertli, öne eğik. Birkaç kez kapıya vuruyor. Diyor ki, orada mısın? Aradayım. Ne burada, ne orada. Demedi bunları, diyemedi. Evet demesi gerektiğini biliyordu ve kapıyı açması gerektiğini ve onun tamam hadi oturup konuşalım demeyeceğini ve yalnızca kuru ve çaresizliğini kuruluğuna saklamış bir tamam diyeceğini. Bilmesem, diye düşündü, kapı kapalı kalsa, dedi, sonra ne olurdu? Bir şey olacağı yoktu.