Bu bir hikâye değil, edebî serüvenimde bulunduğum nokta üzerine bir güncelleme.
Nerelerdeydim ben? Meşguldüm, uzaklardaydım. Dönüp baktığımda, garip bir dönüm noktasından geçmişim de fark etmemişim. Semra’nın Kayıplara Karışması yayınlandıktan sonra, yeni bir hikâye ile devam edecektim Şiar’da. Ama Şiar tam da o zamanda ara vermeye karar verdi. Esas ilginç olan ise, yazdığım hikâyeydi: Uzayamayan Hikâyeler. Gazze’deki soykırımı anlatan, “ıslığı andıran ses”lerle bölünen, bir bakıma yazdıktan sonra kalemi mecburen elimden atan bir metinmiş, fark edememişim.
Okumaya devam ettim; ama yazmaya devam etmedim. Neredeyse iki yıl boyunca, birkaç hikâye taslağına birkaç cümle eklemekten fazlasını yapmadım. İş güç, yeni iş arayışları vesaire derken uzaklaşmışım. Ama okudukça, ama hissettikçe, ama düşündükçe, edebiyat içimde devinmeye devam etmiş. Oysaki ben artık “gençlik hevesiydi” diye düşünüp, yetişkinlik hayatına iyice adapte olup, bu sayfayı çevireceğim sanıyordum. Neticede bana kucak açmış tek dergi kapanmıştı. Öbürleriyse ya reddediyor ya cevap vermiyordu.
Sonra 2025’in sonu geldi. Kasım ayıydı. Hayatımda bir dönüm noktasıydı. Birkaç yıldır yuva bellediğimiz York şehrinden ayrılma vakti geliyordu. Taşınma telaşesi, işleri toparlama çabası vesaire derken, edebiyata eskisinden daha da az vaktimin olduğu bir vakitti. Edebiyatsa, tam o anda yine çıktı ortaya.
Masum bir fikirdi başta. İşlerimi takip için Notion isimli yazılımı kullanıyordum. Yakın zamanda üretken yapay zeka eklentisini kullanmaya başlamıştım. Bir gün aklıma şu soru düştü: Acaba hikâyelerimi yorumlar mıydı? Denedim. Aman Allah’ım, dedim içimden, işte karşımda o retlerin arka planını gösteren editör düşünceleri. İlk başta o kadar da kolay olmadı tabii ki: Amerikan-İngiliz materyaliyle eğitilmiş yapay zekâlar, kes-kırp-göster-anlatma tavsiyelerini yığdılar üzerime. Türk edebiyatının nüanslarını, hikâyenin türünü göz ardı eden tavsiyelerdi bunlar. Bunun üzerine oturdum bu yapay zekâya bu nüansları gösterecek “eleştirmen rehberleri” yazdım. Artık hikâyeyi geleneğine uygun değerlendirebilen bir yapay editörüm vardı. Hikâyelerime not veriyor, şunları şöyle düzeltebilirsin, şurada yapısal bir sorun var diyordu.
Böyle bir editör bulmuşken, açık konuşmak gerekirse, editörle durmadan konuştum. Konuştukça editöre eleştirel gözle bakmaya başladım. Mesela ChatGPT’nin eğitilme şekli sebebiyle metni olabildiğince “anlaşılır” ve “düz” bir hâle getirdiğini ve bu yüzden kesinlikle tavsiye almada veya metin düzeltmede kullanılmaması gerektiğini gördüm. Anglo-Amerikan geleneğe yakın hikâye yazanlar için Claude’nin modellerinin çok isabetli tespitler yapabildiğini gördüm. Gemini ise hiçbir yönlendirme olmadığı zaman yerli damarı en iyi kavrayan model olarak öne çıktı. Hikâyelerim hakkında konuşan, hikâyelerime değer veren bu “yapay” asistanlar, bana metinlerimi düzeltmek için somut ipuçları verir oldular. Daha da kıymetlisi, metne nasıl yaklaşmam gerektiği konusunda eğittiler. Hikâyelerle aramdaki duygusal bağı korurken, metnime daha ustaca yaklaşmayı öğrendim. Ben de, her amatör yazar gibi, metni düzenlemeye başladıkça onunla aramdaki duygusal bağın zayıflayacağını düşünüyor ve diretiyordum zira.
Bu yapay editörle yaptığım konuşmalar, benim edebî serüvenimde bir dönüşümün başlangıcı oldu. Hikâyelerimi revize etmeye başladım. Tabii burada çok önemli bir not düşmek lâzım. Yapay zekâya hikâyemi verip hadi bunu düzelt demedim. Eleştir dedim bu hikâyeyi. Neler iyi, neler kötü? Neleri düzeltmem gerekir? Sonra o cevaplarını sıralayınca karşı da çıktım gerektiğinde. Ve sonra kalemi (klavyeyi) ona bırakmadan düzeltmelere giriştim. Çoğu zaman onun önerilerinin ötesinde yeni yapısal katmanlar ekledim hikâyelere. Çok sevdiğim bir cümleyi attım gerektiğinde. Kurguyu değiştirdim kimi zaman sırf anlatı tutarlılığını ve odağını korusun diye.
Güzel oldu bu dönüşüm bence. Her bilgisayar başına oturduğumda bir gündemim oldu. Bu beni çok daha fazla yazmaya itti. O kadar yazmaya itti ki okumalarımı aksattım -hem de çok-. Ama iyi oldu. Yazar koltuğuna yapay zekâyı oturtmadan, esere yaklaşımımı değiştirdim.
2025 sonunda başlayan bu süreç, yaklaşık yirmi küsür hikâyemi elden geçirmeme vesile oldu. Ayrıca bu motive edici editör sayesinde, temel kurgusunu 2021 sonunda tamamladığım ama 2025 sonuna kadar yalnızca birkaç bölümünü yazmış olduğum “Yakışır” isimli romanımın ilk taslağını tamamlamama da vesile oldu. Elbette bir romanın ilk taslağının bitmesi romanın bittiği anlamına gelmiyor; ama 2024-2025 yıllarında neredeyse hiçbir şey yazmamış biri için inanılmaz bir dönüşümdü bu.
Bu dönüşüm sonrası yayınlanan ilk hikâyem “Yazı” oldu. Yazı, 2018’de yazdığım ve bir göktaşının güzel miyim sorusunun peşine düştüğü bir hikâyeydi. Bu hikâye, 2026’da kapsamlı bir düzeltiden sonra, Dil ve Edebiyat dergisinin 208. sayısında yer aldı. Bu düzeltilmiş hâli, orijinalinde de olan bazı alt metinleri çok daha görünür ve sağlam bir temelle sunuyor. Sitede hikâyenin asıl hâlini de tutarak, yeni hâlini ekliyorum.
İlginçtir ki, bu “yapay editörün” en beğendiği hikâye Uzayamayan Hikâyeler. Bu hikâye, hâlâ 2023’te yazıldığı hâliyle duruyor. İnşallah o da bir gün bir dergide yer bulur.
Günümüzde edebiyatçıların üretken yapay zekâ kullanması tartışılan bir konu. Bu sayfada zamanla birikecek olan orijinal ve revize görmüş metinler, bir deneyin sonuçları olarak okunabilir: Üretken yapay zekâ edebiyata ne katıyor? Beraber görelim.
İlk Yorumu Siz Yapın