İçeriğe geç

Kategori: 2018

Öbür Dünya

Vakit yaklaşıyordu. Kırmızı kalemi alıp takvime bir çarpı daha attı. Kalemi her eline alışında, kalemin kırmızı ve sert kapağını her açışında, kalemi takvimin üzerine doğru her götürüşünde, kalemin takvime her temasında, çarpının ilk çizgisinde, çarpının ikinci çizgisinde; ve sonra gerinip git gide artan çarpılara her bakışında, hayallere dalmaktan kendini alamıyordu. Sonra kalemi vücudundan neredeyse taşmak üzere olan heyecanla tezat oluşturacak bir yumuşaklıkla kapağıyla buluşturuyor ve bu kızıl ayin kapağın tık sesiyle son buluyordu.

Dalgınlık

Hatırla, bir gün otobüsten inmiştin, tipi vardı, akşamdı; tam da otobüsten inebildiğine şükredecektin ki soğuk rüzgâr kesikler atmaya başlamıştı yüzüne yüzüne. O kürklü kapüşonunu telaşla başına geçirmiştin; ama bu defa da saçların gözlerinin önüne düşmüştü, önünü göremiyordun, botlarının ucunu anca; ucuna serpiştiren lapa lapa kar tanelerini, botunun ve otobüsün tekerleklerinin altında ezilip vıcık vıcık gri gri balçığı. Sonra başını kaldırıp, bir yandan kapüşonunu tutarken bir yandan da saçını arkana atmış ve ileri bakmıştın kısık gözlerle. Genişçe bir girintiye ard arda yerleştirilmiş üç durak, durakların altlarına doluşmuş onlarca insan; bazı insanlar var iyice sırtlarını eğmişler ve ellerini ceplerine indirmişler; yere eğmişler başlarını ve otobüs gelsin diye gelsin gelsin artık yeter diye dualar ediyorlar içlerinden ama muhatap almadan, alamadan; çünkü yoksullar ve bu yüzden her şeye kadir olana biraz dargınlar.

Ne o, hatırlamadın mı?