Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in arka kapağında açıklama olarak şu yazıyor: “İki yakın arkadaşın aynı kadına âşık olması ve kahvaltıda peynirin üzerine reçel sürebilme iştahı.” Bu arka kapak yazısının içerik açısından isabetli olduğu kesin; ama Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i bir aşk romanı olarak değerlendirmek büyük bir talihsizlik olur. Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in bir dostluk romanı olarak okunması gerektiği kanaatindeyim. Bu aşk hikâyesi, dostluğu anlatmanın bahanesi esasında. Yakın tarihli bir eser olmasının, mekânsal ve kültürel atıflar barındırmasının hasebiyle kolayca ünsiyet kurulabilen bu roman, iyi roman nedir sorusunu tekrar tekrar sormama neden olan ve hakkında net bir kanaate varmakta zorlandığım bir roman.
Önce genel bir çerçeve çizelim. Ender ve Çetin ortaokuldan beri kopmamış iki yakın arkadaş, orta yaşlarına doğru ilerlemekteler. İkisi de evlenmemiş, Ankara’da bir bekâr evini paylaşıyorlar. Sonra Amerika’da olan arkadaşlarının anne-babası vefat ediyor. Bu arkadaşın bir de üvey kardeşi var, Nihal. Nihal de Ankara’da üniversite okuyor. Bu arkadaş Nihal’i Ender ve Çetin’e emanet edip Amerika’ya geri dönüyor. Konu itibarıyla bakıldığında romanı genel ahlâki kabullere aykırı bulmak mümkün. Ama hikâye bu durumun kabul edilebilir bulunduğu bir gerçeklikte geçtiği için, bunu gayri ahlâki bulan bir kişinin düşündüğü şekilde geri dönülmez aşırılıklara ilerlemiyor. Buradan da yazarın temel maksadının aşkı değil dostluğu anlatmak olduğunu çıkarabiliriz. Nihal-Ender ve Nihal-Çetin aşklarının platonik düzeyde kalması bunda en büyük etken. Öte yandan romandaki aşkın bir noktadan sonra cinsel bir düzleme yaslanmaya başlaması, en baştan bunun neden gayri ahlaki olduğunu da teyit eder nitelikte. Hatta Ender de bunu romanın sonuna doğru kabul ediyor, Nihal’e duyduğu aşkın kendini sadece bir erkek olmaya indirgediğni. Bu ifadeden sonra edebiyatın bir hayat laboratuvarı işlevi gördüğünü düşünmeden edemiyor insan. Bu da bir dostluk deneyiymiş. Biraz zorlama bir deney; ama yazarının samimiyetiyle bu hâli örtülüyor.
Madem kitap aşk değil dostluk hakkında, nasıl bir dostluk romanı Bizim Büyük Çaresizliğimiz? Kitaptan bir alıntı gelmeli buraya: ” ‘Son zamanlarda dostluğu en güzel anlatan yazar’ nitelemesiyle sunulan bir yazarın kitabını şöyle bir karıştırdım. Dostlukları anlatan edebiyat eserlerini severim. Ama zekâ gösterileri, edebi şakalar görünce hoşlanmadım. Hatta sinirlendim. Hayatta da edebiyatta da asıl olanın ateş olmak değil, ateşi elinde tutmak olduğunu düşündüm.”. Ender’in asıl olanın ateş olmak değil, ateşi elinde tutmak olduğunu düşünmesi boşuna değil; roman tam olarak bu. Bu iki dostun girdiği ağır imtihanın uzun uzadıya değerlendirilmesini ateşi tutmak olarak değerlendirebiliriz. Nihal-Ender ilişkisinde ilerlemeler olmuyor mu, oluyor; ama bunlar platonik aşklarda olduğu üzere küçük anların büyütülmesinden ibaret aslında. Kitabın çok daha büyük bir kısmı, Ender-Çetin ilişkisine ayrılmış. Ta ortaokul yıllarına kadar geri dönülüyor kitapta. Nasıl bir dostluk var derseniz, yazar bu dostluğu anlatmada gündelik yaşantı ve kültürel ögelere yaslanmış. “Kahvaltıda peynirin üzerine reçel sürme” tabiri, aslında tam olarak bunu özetliyor. Dostluk bu tip küçük şeylerle inşa ediliyor. Küçük şeylerin gücünü reddetmemek lazım; hayat tarzı olarak çoğunlukla zıt bulduğum bu insanların dostluğunu benimsedim. Ama bu noktada kitabın aldığı bir risk de var, o da, kısaca söylemek gerekirse, “çay edebiyatı”na düşmek. Kimi zaman bunu hissettiğimi söyleyebilirim; ama romanı bununla baştan aşağı suçlamak yersiz olur. Ama neticede, kitabın okur için en cezbedici yanının bu gündelik yaşantı üzerinden kurulan ünsiyet olduğunu değerlendirdiğimizde, bu soruya verilecek olan cevabın daha büyük önem taşıdığını da belirtmek gerek.
Romanın mektup-vari bir yöntemle yazılmış olmasının bazı somut sonuçları var. İlk olarak, olanları Nihal ve Çetin tarafından dinlemiyoruz. Açıkçası bunu yerinde bir tercih olarak buluyorum. Bu sayede Ender’in platonik aşkı ve platonik yönleri olan dostluğuna daha da fazla kapılabiliyoruz. Karşı tarafların sessizliği, belirsizlikler romandaki çaresizliğe ve o çaresizliğin büyümesine katkıda bulunuyor. Mektup-variliğin ikinci sonucu ise, çok fazla tekrarın olması. Her ne kadar iç dökmeler, melankoli, platonik aşk gibi kavramlar bağlamında bunu kabul edilebilir bulsam da, bunun bir yandan da romanın gereğinden fazla uzamasına neden olduğunu düşünüyorum. Kitabın yaklaşık yarısından itibaren, inanılmaz akıcı ve sade bir anlatıma rağmen, bu tekrar hissi okuru yıpratıyor, romanı silikleştiriyor. İlk başta değerli bulduğunuz samimi anlatımın, gündelik yaşantının git gide ağırlaştığını hissediyorsunuz. Akıcılığına rağmen tempo problemi olan bir roman hâline geliyor Bizim Büyük Çaresizliğimiz.
İncelemeyi bitirmeden önce, romanın ilk cümlelerine dönelim: “Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?” Bu başlangıç önemli, sadece güzel bir giriş olduğundan değil; aynı zamanda bütün eseri özetlediği için. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, melankolik insanların, özellikle de romandaki karakterlerle benzer yaşantıları olan insanların, bağrına basacağı, melankoli altında ezilen; ama dostluğu merkezine alan nadir eserlerden olması yüzünden olumlu baktığım; akıcı ama biraz da silik kalan bir roman. Daha makul, temel çıkış noktası bu denli zorlama gözükmeyen çaresizliklerde buluşmak üzere.
İncelemeyi bitirmeden önce, romanın ilk cümlelerine dönelim: “Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?” Bu başlangıç önemli, sadece güzel bir giriş olduğundan değil; aynı zamanda bütün eseri özetlediği için. Bizim Büyük Çaresizliğimiz, melankolik insanların, özellikle de romandaki karakterlerle benzer yaşantıları olan insanların, bağrına basacağı, melankoli altında ezilen; ama dostluğu merkezine alan nadir eserlerden olması yüzünden olumlu baktığım; akıcı ama biraz da silik kalan bir roman. Daha makul, temel çıkış noktası bu denli zorlama gözükmeyen çaresizliklerde buluşmak üzere.
6/10

Samimiyet
Karakter derinliği
İlk Yorumu Siz Yapın